fbpx
Skip to content

Balkanlar Macerası

Her ülkenin kendine göre kuralları ve işleyişi var. Tarihi bir dokusu, yaşayış biçimi, gelenekleri yani bir kültürü var. Zaman içinde şekillenen bu kültürü bilmezseniz başınıza anlatması komik ama yaşaması stresli maceralar gelebilir. Benim de yakın zamanda başıma bir Balkanlar Macerası geldi.

Maceramı anlatmadan önce belirtmeden edemeyeceğim bir nokta var. Türk Hava Yolları ile ilgili. Malum pandemi koşulları herkes önlem alıyor falan tamam da THY bu durumu biraz uyanıklık yaparak kalitesine uygun olmayan bir şekilde kullanmaya çalışıyor gibi geldi bana. Hem yemeklerin kalitesi bariz şekilde düşürülmüş hem de servis yapıyorlar ama sıcak – soğuk içecek servisi yapmıyorlar. İçinde su ve meyve suyu ve sandviç olan hazır paket dağıtıyorlar. Neden diye sorduğunuzda pandemi diyorlar. Ama insanlar zaten verilen sandviçi yemek için maskesini çıkartıyor. Mantıksız bir ama kar elde etmek için yapılmış ucuz bir numara. Neyse liyakate dayalı yönetimler olmayınca mantıksız uygulamaların olması normal diyerek maceraya devam edeyim.

Balkanlar Macerası ‘nda ilk durak Sırbistan

Tarih boyunca tüm devletlerin ağzını sulandırmış olan Balkan topraklarının neredeyse ortasında kaldığını söyleyebiliriz Sırbistan için. Balkan topraklarının her karışında yüzyıllarca sürmüş olan savaşların etkisini burada da görebiliyorsunuz. Ayrıca Yugoslavya sonrası etkilerde şiddetli bir şekilde hissediliyor tabii ki.

Sırbistan’da Türklere karşı tutum biraz karışık. Türk olduğunuzu anladıklarında iyi tutum sergileyen de var biraz daha sertleşen de. Ben Voyvodina’nın merkezi Novi Sad’da günlerimi geçirdim. Yüksek binaların olmadığı yatay yerleşime sahip. İş için bulunduğumdan şehri gezmeye vaktim olmadı. Sadece ana meydanında 5 dakika bir yürüyüş yapabildim. Meydanın panoramik bir fotoğrafını çekebildim bu sayede.

Gittiğiniz ülke ile önden biraz bilgi sahibi olmakta fayda var. Ben bunu bilsem de Novi Sad’daki tanıdıklarıma güvenerek çok araştırmamıştım. Şimdi başıma gelen küçük ama stresli bir anımı paylaşayım. Sırbistan’dan Makedonya’ya geçmem gerekiyordu. Uçak saatleri zamanlamama uymadığı için otobüs kullanmaya karar verdim. Novi Sad – Üsküp arası direkt otobüs olduğunu öğrendim ve biletimi aldım. Maalesef otobüs firması bilet almaktan vazgeçerim belki diye bana Belgrad’ta aktarma yapmam gerektiğini söylememiş. Otobüse ilk bindiğimde aktarma yapmam gerektiğini şoförden öğrendim. Problem değil diye düşündüm. Cebimde 200 Sırp Dinarı vardı sadece ve artık ülkeyi terk edeceğim için yeniden para bozdurma ihtiyacı duymamıştım. Sırbistan’da otobüse binerken bagaja valiz vermek isterseniz ekstra bir para vermeniz gerekiyormuş. Çok değil 60 Dinar verdim. Cebimde hala 140 Dinar olduğu kaldı ve gece yolculuğu yapacağım için en fazla su ihtiyacım olur diye düşündüm ve kalan param da bunun için fazlası ile yeterliydi.

Belgrad’a vardım.

Gelen yolcu peronundan giden yolcu peronuna geçiş yapmam lazım. İşte kısa süreli stresli macera burada başladı. Aktarmalı yolcu iseniz giden yolcu peronlarına girmek için de bir giriş ücreti vermeniz gerekiyor; 190 Dinar. Cebimde ise 140 Dinar var. Gişede derdimi anlatmaya çalıştım. Cebimde o kadar Sırp Dinarı olmadığı, istiyorsa Euro olarak ödeyebileceğimi ya da kredi kartı ile ödeme yapabileceğimi söyledim ama hiç oralı bile olmadı. Tek verdiği cevap “No dinar, no ticket! Only cash.” Yani nakit dinar yoksa bilet yok. Bahsettiğimiz 50 Dinar ise 1 Euro bile yapmıyor. Neyse bozdurayım bari dedim ama tüm döviz büroları kapanmış. Yanda taksicileri gördüm. Sağolsunlar durumu anlatmama rağmen 20 Euro’dan az bozmayız diye fırsatçılık peşinde koştular. Biraz sinirlendim. İçimden size para kazandıracağıma yolda kalırım daha iyi diye söylenmeye başladım.

Göklerden gelen 1 Euro vardır.

Tam o sırada napıcam diye düşünürken cebimde nasıl ve nereden kaldığını bilmediğim 1 Euro demir para çıktı. 1 Euro 100 küsür Sırp Dinarı ediyor. İhtiyacımdan fazlası. Yine döndüm taksicilere. Hala beni fazla paraya bozdurmaya zorlamak için 20 Euro bozdurmuyorsan para bozmayız diye sıkıştırmaya devam ettiler. Sonra yeni gelen bir taksici ne oldu neden 1 Euro bozdurmak istemiyorsun diye sorduğunda durumu anlattım. Önce diğer taksicilere bir bakış attı. Sonra ver ben bozarım dedi. İçimden sonunda içlerinde insaflı biri varmış diye geçirirken 100 küsür değeri olması gerekirken 50 Dinar uzattı ve “Tamam mı?” dedi. Yağmurdan kaçarken 1 2 damlasına razı olup tamam diyerek 50 Dinarı aldım ve otobüse binmek için perondaki yerimi alabildim.

Siz siz olun yolculuğa çıkarken o ülke de nelere ihtiyacınız olacağını öğrenin. Sonra benim gibi köşeye sıkışıp gereksiz stres yaşamayın.

İkinci durak Makedonya

Makedonya aslında ağız alışkanlığı. Avrupa Birliği’ne girmeye çalışan ülke Yunanistan’ın isim vetosu ile karşılaştı. Yunanistan, Makedonya isminin kendilerine ait olduğunu, gerçek Makedon hükümdarlığının kendilerinin soyu olduğunu söyleyerek ülkeye isimlerini değiştirme baskısı yaptı. Aksi takdirde Avrupa Birliği kapılarının kapalı olacağını bildirdi. Bu sebeple ülkenin resmi ismi aslında Kuzey Makedonya.

Diğer Balkan Ülkelerinde olduğu gibi burada da karışık etnik köken mevcut. Bazı şehirlerde tabelalar 2, 3 ve hatta 4 dille yazılmış durumda. Türkçe de gayet yaygın kullanılan bir dil.

Maalesef çoğu Balkan Ülkesinde olduğu gibi burada da rüşvet konusu az da olsa karşılaşabileceğiniz bir sorun. Özellikle karayolu ile sınırlardan geçerken memurlar hiçbir sebep yokken zorluk çıkarabilir. Benim başıma gelen karayolu ile girişte oldu. Memur önce vizem yok diye giremezsin dedi. Türkiye’ye vize uygulanmadığını söylediğimde nasıl olur diye diretti. Sonrasında kontrol edince tamam dedi. Bu sefer çıkış damgası yok bunda diyerek pasaportu önüme fırlattı. İşin ilginci sayfalarına hiç bakmamıştı bile. Anladım ki uğraştıracak. Ben Makedonya’daki müşterimi arayarak durumu anlattı ve memur ile konuştu. Ne konuştuğunu bilmiyorum ama 2 dakika süren konuşmanın sonunda memur yüzü 5 karış asık ver pasaportu diye bir el hareketi yaptı ve giriş damgasını vurdu. Müşterim olmasaydı muhtemelen Avrupa Birliği bayraklı başka bir tanıdık ile tanıştırmam gerekecekti.

Girişte başlayan sorunlar tabii ki devam etti.

Üsküp’te işlerimi hallettikten sonra Gostivar şehrine geçtim. Gece yarısına kadar devam eden toplantılardan sonra yaklaşık 1 – 1,5 saatlik uzaklıktaki Struga şehrine geçiş yapmak üzere yola çıktık. Makedonya’da otoban harici yolların neredeyse tamamı tek şerit gidiş – tek şerit geliş yol. Yolun sonuna yaklaşmışken korkulan oldu ve karşı taraftan hatalı sollama yapan araç ile karşı karşıya kaldık ve maalesef kaçabilecek bir süre yoktu. Çarpıştık. Airbag açıldı, kulaklarımız 5 – 10 saniye çınladı falan ama Allah’tan kimsede bir çizik bile yok. Arabadan inince durumun vahametini anladık ki yol çalışmasından dolayı yan taraf kazılmış ve 3 4 metrelik bir derinlik vardı. Biraz daha agresif bir şekilde sağa kaçsak çarpışmadan kurtulup belki de aşağı devrilecektik. Her şerde bir hayır dedikleri bu herhalde. Cana geleceğine mala geldi.

Macera tabii ki bitmedi.

Kazadan sonra yeni araç geldi. Beni aldılar sağolsunlar otele gittim yattım. Sabah kalktım. Struga, Ohri Gölü’ne kıyısı olan şehirlerden ve tam da gölden başlayan nehrin başlangıcında. Tertemiz bir su akıyor şehrin içinden. Geçerken 1 2 fotoğraf çekebildim neyse ki.

İşlerimi bitirdim ve artık Türkiye’ye dönme zamanı geldi. Struga’dan Üsküp’e 3-3,5 saat bir yol var. Daha hızlı olsun diye navigasyona konumu girdik gidiyoruz. Tam havaalanına yarım saat yol varken bir dönüşü kaçırdık. Navigasyon saçmaladı ve bizi hiç bilmediğimiz sanayi mahallesi denilebilecek garip yollara soktu. ve nihayetinde artık kullanılmayan bir yol olduğunu anladık. Çünkü yol bitti. Bariyerlerle kapatılmış. Uçuşa 1,5 saat gibi bir süre kaldı. Haliyle biraz gerildim uçuşu kaçıracağım diye. Neyse ki navigasyonu bıraktık ve haritadan yollara baka baka burası olur şurası olur derken 1 saat 10 dakika kala havaalanına gelmeyi başardık. Çok sırada yoktu. Hemen girdim içeri pasaport kontrolünden geçtim ve derinden bir oh çekerek Balkan Macerası artık bitti diye düşündüm.

Ama bitmedi. İstanbul Havalimanı’nı unutmuşum!

Avrupa’nın en büyük havalimanı diye övündüğümüz İstanbul Havalimanı aynı zamanda şimdiye kadar gördüğüm en pahalı havalimanı. Fiyatlar sözde vergisiz olan duty free marketler için şöyle söyleyebilirim ki herhalde piyasanın 2 – 3 katı civarında. Marketlerde 20 – 30 liraya satılan çikolatalar 50 – 55 lira bandında. Yarım kilo baklavanın 22 Euro yani yaklaşık 230 lira olduğunu gördüm ya. Gerçekten bir şey diyemiyorum.

Neyse hiçbir şey almadan çıktım ve artık kendimi taksiye atayım da eve varayım diye yürürken üstümdeki Türk Lirası belki yetmez diyerek cebimde kalan Euro’dan bozdurayım dedim. Ama o da ne! Döviz bürosu 1 Euro 8,5 TL üzerinden işlem yapıyor. Dolandırıcılığın bu kadarı artık. Gelişmiş ülkeyiz biz diye övünmeye çalışırken artık sadece 3. Dünya ülkelerinde kalmış olan “Komisyon yok ama piyasanın çok altında değerle döviz satma” uygulaması ile karşı karşıya kalmak fazlaca kızmama sebep oldu. Bıraktım çıktım. Ne de olsa taksilerde kredi kartı ile ödeme yapılıyor artık. İhtiyaç olursa öyle yaparım diyerek havalimanından çıktım ve Balkanlar Macerası’ nı hak ettiği şekilde olaylı olarak bitirmiş oldum.

Instagram hesabımızı takip etmek için buraya tıklayınız.

Tatil zamanı yazımızı buraya tıklayarak okuyabilirsiniz.

Kategoriler

Yaşam

Bir Cevap Yazın

%d blogcu bunu beğendi: